Çanakkale Zaferi

“Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hakim olabilir”( 25 Nisan 1915 Conkbayırı)  Yarbay Mustafa Kemal

18 Mart Çanakkale Zaferi tarihin en büyük zaferlerinden biridir. Gelibolu Yarımadasında Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında gerçekleşmiştir. 9 Ocak 1916 tarihinde sona ermiştir.

 Çanakkale Savaşı, 1915-1916 yılları arasında hem karadan hem denizden yaşanan çetin bir savaştı. Kilit bir nokta olan Çanakkale’nin savunması ülkemizin kurtuluşu için fevkalade önemliydi. Daha çocuk yaştakilerin askere alınma emri çıkarılmış, yaşlı genç demeden vatan savunmasına katkı sağlanmıştır. Mustafa Kemal kurtuluş mücadelesinin her adımında olduğu gibi Çanakkale’de de vatan savunmasını en zorlu şartlarda yerine getirmiş ve savaşı kazanmamıza vesile olmuştur.

Çanakkale Savaşı Anafartalar kahramanı Yarbay Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyorum… Allah ruhlarını şad etsin.

Yabancı askerlerin gözünden Çanakkale anıları…

  • Bizim askeri olarak üstün olmamıza karşın Türkler ’in gösterdiği cesaret ve kahramanlık nefes kesiciydi. Binlerce asker hayatını kaybetti. Bir gün top sesleri sustu ve artık savaş bitmişti.  Savaş korkunç bir durumdayken kurtulduğuma sevinmek bile aklına gelmiyordu. Büyük liderleri Mustafa Kemal’in ve Türk askerlerinin inançları ile Çanakkale’nin geçilmez olduğunu bize gösterdiler. 
  • Geride analarını, çocuklarını, eşlerini, sevgililerini bırakma pahasına mücadele ettiler. Çok küçük yaşta asker olan yüzlerce genç öldü. Savaş meydanında söylenen bir şarkı bizi doğduğumuz topraklara götürüyor, yoğun duygular yaşamamıza neden oluyordu. Duyduğumuz o duygu yüklü sesler karşında etkilenmemek imkansızdı. Bir konser alanında olsak bu kadar yoğun duygu hissedemezdik. Bazılarıyla dost olduk. En yakın arkadaşlarımızın cesetlerini taşıdık. Gözümüze uyku girmediği zamanlar oldu. Bir savaş alanının insanı ne kadar katılaştırdığını yaşadık. İnsan olarak savaşmak zordu. Fakat kahraman olan Türkler vatan savunmasını kazandılar. Bizler kayıplarımızla geri döndük. Yaşadığım savaş istesem de hafızamdan silinmeyecek ve benimle ölüme kadar devam edecekti…

Aşağıda yabancı bir askerin gözünden kurgulayıp yazdığım öyküyü bu vesileyle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dünyada tek başına kalmış gibi uyandım bugün. Kahvaltımı yapmadan önce güzel bir banyo yaptım. Arkasından sakallarımı usulca kestim.  Kahvaltı masasına oturdum. Kızarmış ekmek, peynir, birkaç zeytinle beraber çayımı yudumlarken gözlerimin önünden anılarım geçmeye başladı.

Daha 18 yaşımdayken aşık olduğum Anna geldi aklıma. Gözlerini görmeniz lazımdı. Üzüm karası gözleri öyle büyülüydü ki. Uzun düz saçları omuzlarına dökülüyordu. Mevzu ne gözlerde ne de saçındaydı. Yüzündeki mana yüreğime öyle işledi ki. Henüz 17 yaşında bir kızın ne yaşadığını anlamak ve o mananın yüzüne bıraktığı ifadeyi görmek belki de ilgimi çekmişti. Yaşadığı acı kalbinden gözlerine oradan ruhuna yansıyordu. Eski bir palto vardı üstünde. Kış gününde giyecek çizmesi bile yoktu. Ananesinden kalma bir çanta vardı omzunda. Modayı takip edecek ne hali ne de vakti vardı. Bir müddet takip edip nereye gittiğini anlamak istemiştim. Okuldan çıkıp hemen bir binaya koşmuştu. Dışardan gösterişli olan bu bina eski bir yapıydı. Biraz daha yaklaşınca oranın bir kütüphane olduğunu anladım. Hemen arkasından gidip oturduğu masaya uzaktan baktım. Kütüphane görevlisinden aldığı kitabı okumaya koyuldu. Tolstoy’un “Savaş ve Barış” adlı romanıydı bu. Malum dönem kötüydü. Savaş söylentileri vardı. Biraz izledikten sonra hemen bir kitapta ben alıp oturduğu masaya izin isteyerek oturdum. Benim elimde de Tolstoy’un ”Anna Karenina”’sı vardı. Bir müddet gizlice izledim. Gözlerindeki hüzün derinleşti. Bir ara gözlerime hüzünlü bakarak “barış ne kadar güzel değil mi?” dedi. Ben de evet anlamında başımı salladım. Hemen elimdeki kitaba gözlerini dikti. Biliyor musun benim adım Anna dedi. Güzel bir isim dedim gülümseyerek ve selamlar biçiminde başımı salladım. O an anladım ki benim dünyam artık o gözlerde kalacaktı. Yüzünüzdeki hüzün beni çok etkiledi dedim utanarak. Gülümsedi ve kitaba devam etti. Birlikte kitap okumaya ara verdiğimizde birbirimizi tanıma fırsatı bulduk ve bundan sonra hep kütüphanede buluşma kararı aldık. Belki Anna sayesinde okumaya fırsat bulamadığım kitapları okuyacaktım. Her buluştuğumuzda Anna’nın gözleri ve derinliği beni büyülüyordu. Aynı millete mensup bile değildik ama kitaplarla aynı dünyadan olmayı başarmıştık. Birlikte geçirdiğimiz yıllar benim askere çağrılmamla son bulacaktı. Önümüzde büyük bir dünya savaşı vardı. Bitmek bilmeyen savaşlardan birine belki de katılacak vatanımı savunmak durumunda kalacaktım. Uzun askerlik dönemleri yaşayacak. Açlık ve sefaleti görecektik. En yakın arkadaşlarımız ölecek, aileler yasta kalacak çocuklar babasız, anneler evlatsız, eşler kocasız kalacak sevgililerin gözü yaşlı kalacaktı. Birileri vatansız, yurtsuz belki de aslını kaybedecek yıllar süren bir travma devam edecekti. Belki de koca bir nesil kaybolacak neden öldüğünü bile anlayamayacaktı. Birileri gülerken birileri yıllarca yasta kalacaktı. Düşmanım dediğin kişinin neden düşman olduğunu hiç anlayamayacaktık. Belki de onu bize düşman edenler düşman olacaktı. Kaos olan bir ortamda yaşamaya nasıl devam edebilirdik ki? Mektup yazmaya fırsat bile bulamayacağım belki de. Birileriyle haberleşmeden yabancılarla yaşamaya çalışacağım. Ortak olan ihtiyaçlarımız belki de bizleri dost yapacak. Bilmediğimiz gemilere binip bilmediğimiz yurtları vatan edinmek için yollara düşeceğiz. Belki de daha yolun başında hayatlarımız son bulacak.

23 Nisan 1915: Bugün dünyada tek başımaymışım gibi uyanmam normal değildi.  Kapı çalmaya başladı. İçimde ilginç bir his ve ben kapıya gidiyorum. Acele askere çağrıldığımı bildiren bir kağıtla karşımda postacı duruyordu. Kağıdı elime tutuşturdu. Okudukça gözlerime inanamıyorum. Kapıyı kapattım.  Ağlama sesimi duyuyordum. Bugün hissettiklerim ve düşündüklerim bir savaş çağrısıyla kulaklarımda yankılandı. Gözlerimden boşalan yaşlar belki de hiç tanımadığım çocuklar içindi. Belki de hiç olamayacak çocuğum içindi. Bir daha görüp göremeyeceğimizin belli olmadığı annem babam içindi. Belki de bir daha hayalini kuramayacağım Anna içindi. Fazla vaktimiz kalmadığını hemen gitmemiz gerektiği yazılıydı kağıtta. Bir asker emri güne damgasını vurmuştu. Kalktım hazırlanmaya başladım.

24 Nisan 1915: Gideceğimiz yer cehennem olmalıydı. Benimle birlikte binlerce asker toplandık. Teknelerle savaşa gideceğimiz gemilere yolculuğumuz başladı. Karşımızda yüzlerce gemi sıralanmıştı. Sıramız gelince gemiye binip yol almaya hazırdık. Yolda kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Herkesin gözünde umutsuzluk, korku fazlaca vardı. Bindiğimiz gemi rüzgarın ve soğuğun etkisiyle sallandıkça ürperiyor birbirimize daha sıkı kenetleniyorduk. Elimizde kalan son yiyecekleri tüketip sabaha ulaşmak için beklerken savaşın soğuk ve acımasız yanı yüzümüze tokat gibi vuruyordu.

25 Nisan 1915: Gemilerden sabaha karşı indik. Geceden kalan sis dağılmaya başlamıştı. Gelibolu Yarımadası ve Arıburnu’nda bizi karşılayan güzel bir manzara olmasına rağmen içimizde ki korku burasını cehenneme çeviriyordu. Karşılaşacağımız askerler vatan savunması için bizimle savaşan Türklerdi. Kulaktan kulağa konuşulanları dinlerken yüzyıllar boyunca yurt edindikleri vatanları için savaşmayı göze alan askerlerin Allah Allah sesleri ile yankılanması ve savaşın en kanlı anlarına şahit olmak unutulmayacak ve hafızamıza kazınacaktı.

 Çanakkale’de geçirdiğimiz günler boyunca en ağır şartları yaşadık. Biraz peksimet bir bardak çayla kahvaltı yapıyorduk. Günlerce banyo yapamıyor, ayna olmadığı için birbirimizi tıraş ediyorduk. O an sadece savaşın bitmesini ve bir an önce evlerimize, ailelerimize gitmeyi istemekten başka beklentimiz yoktu…

Cephaneniz yoksa süngünüz var! (…) SÜNGÜ TAK!.. YAT (25 Nisan 1915)   Yarbay Mustafa Kemal …

Bu emir  savaşın gidişatını, dolayısıyla da tarihin akışını değiştirmiştir. Büyük bir inançla kazanılan Çanakkale Savaşına İstanbul’dan üniversiteler, Anadolu’dan da liselerden öğrenciler savaşa dahil olmuştur. Vefa Lisesi, Çapa Erkek Öğretmen okulu, Edirne Lisesi, Sivas, Erzurum, Trabzon, Konya Liseleri de ya hiç mezun veremedi ya da çok az mezun verebildiler.

Mustafa Kemal’in komutasındaki Türk ordusu canı pahasına savaşmış ve destan yazmıştır. Bu savaşın sonunda Çanakkale geçilmez! Sözü tarihe geçmiştir. Çanakkale, arkadaşından aldığı borcunu ödeyemediği için şehit olurken bile komutanına arkadaşına iletilmesi için not bırakanların zaferidir. Aynı hassasiyetle borç verdiği arkadaşını şehit olup bir daha göremeyeceği için “arkadaşına verdiği parayı helal ettiğini yazan” güzel yüreklerin zaferidir. Bu vatan bize Çanakkale’de, Conkbayırın’da, Anafartalar’da ölenlerin emanetidir…

 Selam olsun çocuk yaşta vatanını savunan Mehmetçiğe…

Selam olsun gözü yaşlı kalan analara…

 Selam olsun geride kalan eşlere, çocuklara…

Çanakkale Zaferine adını yazdıran başta Mustafa Kemal olmak üzere ve  isimsiz kahramanlar anısına… Saygı ve minnetle.

Mine Kar Özbek

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir