Yalnızlık

Mutlu muyum? Diye düşündü Sinan…

Yalnız kalarak seçtiğim bu yolda hiçte masum yaşamadım. Hoyratça geçirdiğim yıllarım sara nöbetlerine dönüştü. Zehirli bir sarmaşık gibi her yanımı sarıyor, hiç ummadığım anlarda bayılmama neden oluyordu. Bir keresinde meyhanede bayılmıştım. Bu aralar sık sık meyhaneye gider oldum. Beynimin uğultusu peşimi bırakmıyorken bir köşede tek başıma yığılıp kalmak ve sonrasında apar topar hastanede gözlerini açmak olmuştu yeni yaşamım. Yere düştüğümde yumruklarımı sıktığımı hatırlıyorum. Bu ara en çok yaptığım hareket. Dişlerim kitleniyor ve bedenim istemsiz kasılmalara yenik düşüyordu. Beynimin bu denli hasar alıp beni bu hastalığa mahkum etmesi yüzünden bedenime de kızgındım. Herkese her şeye kızgın yaşamak yoruyordu insanı. Oysa her bir hareketin sorumlusu bendim. Çocukken geçirdiğim travmalı yaşam;  Gençliğimi, şimdiki yaşımı ve bundan sonraki yaşamımı da olumsuz etkileyecekti anlaşılan. Sevgisiz ve soğuk dört duvar arasında geçirdiğim çocukluğum gülmemi engellemişti. Güleç insanları hep kıskandım. Kimsesiz dünyaya gelmiştim. Annem doğum sırasında hayatını kaybetmiş babamda annemin ölmesiyle hayata küsmüş ve bana bakamayacağını düşündüğü için yetimhaneye bırakmıştı. Doğuştan yenik başlamıştım hayata. Açığımı kapatmaya çalıştıkça boşluk daha da büyüyordu. Çilekli bir sakız kokusu bile insanı mutlu edebilir oysa ki. Çocukluğunu hatırlatır. Çocukluğumu yeniden hatırlamak işkenceye dönüştüğü için yıllarca çilekli sakızlardan uzak durdum. Yetimhanenin televizyonunda izlediğim birkaç çizgi film dışında hatırladığım anılarım yoktu. Televizyonda da  eğer anten doğru yöndeyse  televizyonu güzel izlerdik. Onun dışında karlı ve siyah beyazdı hatırladığım sahneler. En sevdiğim oyuncağım bile yoktu. Bazen oyuncak dükkanlarının önünde saatlerce dikilir izlemekle yetinirdim. 16 yaşımda yetimhaneden kaçarak gittiğim İstanbul’da köprü altlarında geçirdiğim günler hayatın gerçeğinin ta kendisiydi. Ekmeğimi taştan çıkarmayı öğrenmiştim. Bir yanım hep ezik kalmıştı. Kimseye güvenmemeyi, sevgisizliği, öğretse de yaşam inadına ayakta durmaya çalıştım. Ayakta kalıyorsun fakat çevrende pek kişi olmuyor. Annen baban bile seni terk edip gitmişken kim kalır yanında?

Babam yaşıyor mu bilmiyorum? İnsan hiç merak etmez mi onu da anlamıyorum? Bir çocuğun gözleriyle karşılaşsam kafamı çeviriyorum. Babamın yokluğunu hatırlatıyor. Yoklukla geçen yıllarımın en dibinde yaşadığım bu zamanda mutlu muyum diye soruyorum? Her şeye ve her zorluğa rağmen mutluluk yolundayım…

Mine Kar Özbek    /    25 Mart 2019                                                                     

                                                                                

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir