Ayrılan yollar

Hayatımın en önemli dönüm noktasında tayinim güzel bir ilçeye subay olarak çıktı…

Dağların yamacında alabildiğine yeşil suların gürül gürül aktığı bir baraj gölüne kıyısı olan şirin mi şirin bir ilçeydi gittiğim adres. Doğası kadar insanları da beni etkisi altına almayı başarmıştı. Bu etki bir gün öyle bir noktaya geldi ki yıllar sonra yaşadığım pişmanlığın tohumları gibiydi. Soğuk bir duş etkisi yaratan bir karşılaşmaydı bizimkisi.  Yolda gözlerini gördükten sonra yüzündeki masumiyet  beni resmen esir etmişti. Bir sonbahar gazelinde içimi ısıtan o bakışı unutmam mümkün olmuyordu. Günlerce yolunu gözleyip baktığım her yerde o yüzü görmek içimi ısıtırdı. İlk  defa  annesiyle birlikte çarşıda gördüğümden beri adını merak eder olmuştum. Annesi, orta boyda, başı kapalı, orta yaşta bir Anadolu hanımefendisiydi. Kızı ise; yine orta boyda, kumral, bal rengi gözleriyle dikkatimi çekmişti.  Anadolu’da  küçük bir kasabada yaşadıkları için kızların yalnız dolaşmaları pek yakışık almazdı. O yüzden annesiyle dolaşırdı. Bir gün evlerine kadar takip ettim. Etrafta biri görse deli olduğumu düşünürdü. Birkaç defa evlerinin önünden geçtim. Hatta bir defasında çamaşır asıyorlarken evlerinin önünde gördüm. Annesi bana evladım burası özel bir mülkiyet yol değil. O yüzden bir daha buradan geçmezsen iyi olur diye uyardı.  Utanarak başım önünde kusura bakmayın efendim yol olmadığını bilmiyordum deyip uzaklaştım. Kimseye anlatamıyordum derdimi. Anlatsam bile nasıl anlayacaklardı? Bir gün içimden bir çılgınlık yapmak  geldi. Kimseye söylemeden evlerinin önüne kadar gittim. Evleri, yoldan aşağıda, bahçe içerisinde çatısı kiremit, iki katlı şirin bir evdi. Evin duvarı sarmaşık kaplıydı. Bahçesinde; kayısı, dut, armut ağaçları,  evin önünde sürekli akan bir akarsu ve büyük bir havuz vardı.  Ortada kimsecikler yoktu. Aldığım çikolataları bahçeye atıp kaçtım. Yukarıdan gizlice izlemeye koyuldum.  Tarifi olmayan bu duygunun beni deliliklere sürüklemesi hoşuma gidiyordu. Bu yaşanan olayı heyecanla  karşılaması beni ziyadesiyle mutlu etmişti. Bahçeden topladığı çikolataların sahibini aramaya koyuldu  gönlümün güzeli. Yüzündeki şaşkınlık ve heyecan ile pembeleşen yanakları güzelliğine renk getirmişti. Bu deliliği birkaç defa daha yaptıktan sonra bir keresinde içimi döktüğüm bir mektubu kibrit kutusuna koyarak aşağı attım. Mektupta kendimi anlatıp en sonunda da tanışmak istediğimi yazmıştım. Niyetimin ciddi olduğunu anlamasını öyle içtenlikle bekliyordum ki saatler asır gibi gelmeye başlamıştı… Nasıl bir cevap gelir diye günlerce beklemek yüreğimin sızısını arttırıyordu. Belki de ilk aşk heyecanıydı. Buluşmak ve ona gerçek hissiyatımı yüzüne söylemek inanılmaz bir an olmalıydı… Provalar yapıp hayatımı anlatacağım günü sabırsızlıkla bekliyordum. Kabul edip etmemesi sorun değildi. Yeter ki içimi dökebileydim. Haykırmak istedikçe yollara düşüyor belki görürüm umuduyla çarşılarda geziyordum. Başıboş gibi görünen bu hal aslında yıllar sonra bile içimden atamayacağım bir aşka doğru beni sürüklüyordu. Bütün bu heyecanın üzerine yine bir gün bahçeden evlerine kadar indim. Çevrede sessizlik vardı. Kalbimin gürültüsünü hissettim en derinimde. Kimseyi göremeyince hem telaş hem de şaşkınlıkla bahçeye komşu olan bir ailenin kapısını çaldım. Amacım nerede olduklarını sormak ve belki de ilk defa niyetimi birileri aracılığıyla onlara iletmek olacaktı. Evde olmadığını  ve adının Zülal olduğunu öğrendim. Niyetimin ciddi olduğunu ve ailesi izin verirse onunla evlenmek istediğimi söyledim onlara. Zülal bir akrabası ile şehir dışına gitmişti. Vakit kaybetmeden peşlerinden gittikleri şehre hemen koştum. Bir yabancı gibi bir gün rastladım. Yanında abla diye hitap ettiği akrabasıyla gördüm . Elimi uzatsam dokunabilirdim belki. Fakat beni tanımasını ve sahip çıkmasını o kadar bekledim ki. Ne ses veren ne de konuşan vardı benimle. Kaderime teslim etmekten başka çarem kalmamıştı artık sevgimi. Oysa beni tanıması gerekiyordu. Çünkü birkaç kere çarşıda rastlaşıp hal hatır sormuşluğum vardı. Belki de tanımamıştı fakat ben artık bütün bunların yorgunluğuyla beklemeye tahammülüm kalmamıştı. Bu hikayeyi orada bırakıp belki de yeni yaşamıma dönmeliydim. Komşularına sorduğumda o kızı sana vermezler yabancı demişlerdi. Başka bir şehre göndermek istemedikleri için onu aklından çıkar diye de tembih etmişlerdi. Sanırım artık bunu anlamak ve yolumu başka yöne çevirmem gerekecekti. Zülalle  görüşemeden  yeniden görev yerime döndüğümde başka bir şehre tayinimin çıktığını öğrendim.  Bütün bunlar kaderimin bana başka yol çizdiğinin işaretleriydi. Birilerinin beni şikayet ettiğini izinsiz bahçelerde dolaştığımı söyleyip benim hakkımda iftira attıklarını öğrendim.  O yüzden görev yerim değişmiş başka bir ile sürülmüştüm. İnsanlar bu kadar acımasız olabilir miydi? Aslında yaşadığım güzel duygularımı evlenerek bir yuva kurarak devam ettirmek istesem de kader buna izin vermiyordu. Masumca gidip yardım istediğim insanlar Zülal’i kıskanmışlardı. Dedikodu çıkarıp beni oradan uzaklaştırmayı başarmışlardı. Gençtim. Uzun boylu, beyaz tenli, saçları ve gözleri siyah biriydim. Belki de kendi kızlarına talip olmamı beklemişlerdi kim bilir? Tüm bu sorularla yeni görev yerim olan Kütahya’ya doğru yola çıktım. Anladım ki istemekle olmuyor bazı durumlar. Kabullenip hayatıma devam ettim. Yıllar geçti ve ben evlenmiş iki çocuk babası olmuştum bile.  Zaman zaman Zülal’i düşünür evlenip çocuğunun olup olmadığını merak ederdim. Yaklaşık 45 yaşlarıma gelmiştim. Bir gün kızımla birlikte postaneye gitmiştik. Sırada bir kadın  dikkatimi çekti. Yıllar yüzüne yansımış olsa da hemen tanıdım.  Bu bir zamanlar sevdiğim ve aklımdan çıkaramadığım Zülaldi. Yanında genç bir kız vardı. Benim de yanımda kızım vardı. Yaklaşık aynı yaşta olmaları da dikkatimi çekmişti. Gidip direk Zülalle konuşmak yakışık almaz diye  Zülal’in yanında kızı olduğunu tahmin ettiğim kızla konuştum. İsminin Zeynep olduğunu yanındakinin annesi olduğunu Kütahya’da yaşadıklarını   öğrendim. Ben de ismimin Kemal olduğunu uzun zamandır Kütahya’da yaşadığımı anlattım. Zeynep kızımın adını sordu. Ben de Zülal’in tepkisini merak ettiğim için ona bakarak Zülal dedim. Zülal çok şaşırmıştı. Gözleri buğulandı. Belli ki o da beni hatırladı. Zeynep, annemin adı da Zülal dedi. Ne büyük bir benzerlik diye gülüştük. Ben onu o da beni tanıdı; fakat ikimizde çocuklarımız için tanımıyormuşuz gibi yaptık. Gözlerinde ki keder beni etkilemişti. Boşanmış ve Kütahya’ya tayini çıkmıştı. Bir oğlu ve bir kızı vardı. Benim de bir oğlum bir kızım olmuştu. Farklı şehirlerde neredeyse aynı hayatı yaşamış gibiydik…

Mine KAR ÖZBEK / Bekir Abi Dergisi 2019

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir